Turgut ÖZAL’ ı gördüm. Tansuyu, Mesut Yılmazı, Demirel’i gördüm. Ülkemde Bülent Ecevit’in DSP’nin bir sol partinin bile iktidar olabildiğini gördüm. Ama faşizmin böylesini ne okudum nede duydum. Günümüzde halkım göremiyor, modernlik ve demokrasi kılıfı giydirilmiş faşizm yönetimle yönetildiğini. Görememesi çok anormal değil. Çünkü onlar sanıyor ki demokrasi ile yönetiliyor Türkiye. Hal bu ki her sandık başına gidildiğinde neden hep aynı partiye oy atıyorum diye kendine kendine sormaktan bile çekinir oldular haberleri yok. Çünkü Düşünmek Yasak, Yazmak Yasak, Konuşmak Yasak artık bu ülküde. Sadece nefes al tüket ve öl.

Bu serüven 2002 seçimleriyle 6 aylık bir sürede yasaları kendi lehlerine değiştirmeleriyle başladı. Ama ilk ışıklarını protesto edenlere hakaretlerle verdi. Açlığını sefaletini dile getiren bir çiftçime  “Ananı da al Git” dendi. Daha o zamanlardan belliydi kendilerine yapılan eleştirileri çekemedikleri.  Zaten Menemen olaylarında Kubilay’ın kellesini sokak sokak gezdiren zihniyetin bu günlere yansıması daha başka nasıl olabilirdi ki.

Her geçen gün yazarlar, gazeteciler, düşünürler kendi kabuklarını çekiyorlar. Konuşamıyorlar, çünkü konuşanın, yazanın, çizenin başına neler geliyor bir bir görüyorlar. Bırakın bir şeyi dillendirmeyi, ıslık çalmak bile yasak artık bu ülkede. . Tüm haber organları iktidar yanlısı haber yapmak zorunda. Aksini yapanın bu camiada yaşaması mümkün değil. Sokaklara çıkıp protesto etmenin, karikatür çizmenin sonu karakolda  sonbuluyor. Faşizm parti içindeki yönetimde kullandığındı o kadar aşikar ki. Bakanlarını, milletvekillerine bile kameraların önünde direk isimleriyle sert bir şekilde seslenerek azarlamasından anlaşıyor herşey. Hepsi yanında süt dökmüş kediden beter oluyor. Azarı yiyen sesini bile çıkartamadan yerine oturuyor. Yanlız karakteri kuvvetli, onuru, haysiyeti olanlar ise partiden istifa ediyorlar. Bırakın fedailerini, trilyonluk adam Adnan Polat bile kuyruğunu bacaklarının arasına sıkıştırdı gecen hafta.

Türkiye’de İnsan Olmanın Ön Koşulları;

  • İktidarı eleştirmeyeceksin.
  • Her yapılanı onaylayacaksın
  • Arınç ne derse, Tayip ne söylerse o olur.
  • Hakkını aramayacaksın
  • Verilenle yetineceksin
  • Alkol kullanmak yasak
  • Sigara içmek yasak
  • Sex ihtiyaç, kapalı kafalar ardında her şey serbest.
  • İktidar için öleceksin çünkü sen bir kellesin
  • Tüm zamları secimden sonra %200 oranında yaparız. Sesini çıkarmayacaksın.
  • Ülkemde terör varken, işsizlik diz boyuyken 600.000.000 TL.  paramı stada gömebilirim
  • Ülkeyi karış karış satarım. Ama borcumuzu ödemem sen çalışarak ödeyeceksin.
  • Alım gücünü her gecen gün biraz daha düşürürüm. Çıt çıkmayacak.

Türkiye’nin başına gelenler bunlar. Bir sol partinin iktidar olmasını bu kadar kabullenemeyen bir halk içinde bu şartlar altında yaşamak kaçınılmaz bir son zaten.

Her şey çok planlı gidiyor aslında, 1970’lerde etliye sütlüye karışmayanlar, elini taşın altına koymayanlar şu andan bizi yönetiyor. Gecen gün 1998 yılından bir haber okudum internetten. Aynen şöyle diyor haberde; “Manisa’da yaklaşık 40 bin kişi el ele tutuşarak büyük yürüyüşe katıldı. Kalabalık, Türk bayrağını ‘‘bez parçası’’ diye niteleyen ve bayrakla türbanı bir tutan FP Manisa Milletvekili Bülent Arınç’ın Karaköy’deki evinin önünden geçerken,‘‘Türkiye laiktir laik kalacak’’ sloganı attı”. Sizce biz nerden nereye geldik? Oturup düşünmemizin vaktinin gelipte geçmekte olduğuna inanıyorum. Haberin tümünü okumak için tıklayın lütfen.

Atatürk’ün Gençliğe Hitabında şöyle diyor;“Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler.”

Bence anlatılan bu durum şu anda içinde bulunduğumuz durumdan hiç farkı yok. Atatürk’ün korktu başımıza gelmiş durumda, biz verdiği görevi yerine getirmek, harekede geçmek için neyi bekliyoruz bilemiyoruz…